Osmanlıda Anayasal Gelişmeler

kpssdersnotlari4 Osmanlıda Anayasal Gelişmeler Osmanlıda ki Anayasal Gelişmeleri 5 başlık altında toplayabiliriz.

*SENED-İ İTTİFAK :1808 .Osmanlının ilk anayasal gelişmesidir. Anadolu ve Rumeli Ayanları ile padişah arasındadır. Padişahın yetkileri ilk kez sınırlanmıştır. İngilizlerin Magna Cartasına benzer. Anayasal Monarşiye geçiştir. Padişah Allah adına söz vermiştir. (manevi)

*TANZİMAT FERMANI:
1839 -ABDÜLMECİT- Gülhane-i Hattı Hümayun . Padişah tek taraflı çıkardı. Kendi yetkilerini sınırladı. Hukuka göre hareket edeceğini vaad etti. Tüm uyruklara can ve mal güvenliği tanıdı. Mahkemeler halka açıldı. Askerlik vatan görevi oldu. Mülkiyet hakkı devlet güvencesine alındı.

*ISLAHAT FERMANI:
1856 – Din farkı gözetmeden bütün vatandaşlara tüm haklardan yararlanma verildi. Müslüman olmayanlara küçük düşürücü sözler yasaklandı. Cizye ve İltizam kaldırıldı. Müslüman olmayanlara bedelli askerlik getirildi.

*1.MEŞRUTİYET 1876-II.ABDÜLHAMİT
- İlk yazılı Türk anayasasıdır. Yasama hala padişahtadır. Meclis üyeleri padişaha bağlılık yemini eder. İki meclislidir. Osm-Rus savaşı bahane edilerek meclis kapatılmış, anayasayı yürürlükten kaldırılmamış, ancak uygulanmamıştır.

*2..MEŞRUTİYET 1908
- II.ABDÜLHAMİT- 31 Mart ayaklanmasıyla 2.Abdülhamit tahttan indirilmiş, 2.meşrutiyet ilan edilmiştir. Kanun teklifi için padişahtan izin alma kalktı. Meşruti Monarşik yapı oldu. Sansür kaldırıldı, haberleşme serbest oldu, parti kurma ve toplanma hakkı verildi.

19 Mayıs 2010
Okunma
bosluk

Anayasada Belirtilen Haklar

kpssdersnotlari3 Anayasada Belirtilen Haklar1982 anayasası hakları 3 gurupta toplar.

-Kişinin hak ve ödevleri-Temel hak ve ödevler- negatif statü.
-Sosyal hak ve ödevler- pozitif statü hakları
-Siyasi hak ve ödevler- katılma hakları

1-Negatif Statü Hakları (Temel haklar)
-Kişinin dokunulmazlığı, maddi manevi varlığı
-zorla çalıştırılma yasağı
-Kişi hürriyeti ve güvenliği
-özel hayatın gizliliği
-konut dokunulmazlığı
-haberleşme hürriyeti
-yerleşme ve seyahat hür.
-din ve vicdan hür.
-düşünce ve kanaat hür.
-bilim ve sanat hür.
-basın hür.
-düzeltme ve cevap hakkı
-dernek kurma, toplantı, mülkiyet hakkı, hak arama hür.
-İspat hakkı

38.madde, Kimse işlemediği bir suçtan cezalandırılamaz. Suçu ispatlanana kadar kimse suçlu değildir.

2-Pozitif Statü hakları (Sosyal ve Ekonomik Haklar)
-ailenin korunması
-eğitim ve öğretim hakkı
-kamu yararı
-kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, tarım…. çalışanların korunması, kamulaştırma, özelleştirme.
-çalışma ve sözleşme hür.
-çalışma hakkı ve ödevi,
-sendika kurma hakkı
-Gençliğin korunması, spor hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı.,çevre hakkı…

51.madde, sendika kurma hakkından bahseder.
53.madde, toplu iş sözleşmesi hakkı.
54.madde, grev ve lokavt hakkı.

3-Katılma Hakları (Siyasi haklar)
-Türk vatandaşlığı (madde 66)
-Seçme seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı (madde 67)
-Parti kurma hakkı ( madde 68)
-Kamu hizmetine girme hakkı (madde 70) her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir.
-Mal bildirimi (madde 71)
-Vatan hizmeti
-Vergi ödevi (madde 73)
-Dilekçe hakkı (madde 74).

www.kpssrehberi.orgkpss

19 Mayıs 2010
Okunma
bosluk

TBMM’nin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları

kpssdersnotlari2 TBMMnin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları TBMM, soru, meclis araştırması, gensoru, genel görüşme, meclis soruşturması yollarıyla denetim yapar.

Soru : Bakanlar Kur adına sözlü veya yazılı Başbakana veya Bakanlara sorulur.

Meclis Araştırması: En az 20 milletvekili isteyebilir. Belli konuda araştırma yapılmasıdır.

Genel Görüşme: Toplumu ilgilendiren bir konunun Genel kurulda görüşülmesidir. En az 10 milletvekili yazılı önerge verir.

Gensoru (madde 99) : Siyasi parti gurubu adına ya da en az 20 milletvekili verebilir. Verilişinden sonra 3 gün içinde öneri üyelere dağıtılır, 10 gün içinde gündeme alınmasına karar verilir, günü belli edilir, karar alındıktan sonra 2-7 gün içinde görüşülür.Bakanlar Kurulunun veya Bakanın düşmesi Salt çoğunlukla olur.

Meclis Soruşturması :Başbakan veya Bakanlar hakkında cezai sorumluluklarının araştırılmasıdır. üye sayısının en az 1/10 nun vereceği önerge ile istenebilir. En geç 1 ay içinde gizli oyla karar bağlanır. 15 kişilik komisyon soruşturmayı yürütür.
www.kpssrehberi.org  kpss

19 Mayıs 2010
Okunma
bosluk

Ünlü Keynesciler

kpssdersnotlari1 Ünlü KeynescilerTalep yönlü İktisat (Keynezyen iktisat), 1929 Büyük Dünya Krizi’ni oluşturan depresyonun ortaya çıkardığı işsizlik ve toplam talepteki yetersizlikleri gidermek amacıyla geliştirilmiştir. Teorik temelleri bakımından adlandırılacak olursa, talep yönlü iktisada Keynezyen iktisat denilebilir.

 1. Ortaya Çıktığı Dönem: Talep Yönlü İktisat,1929 Ekonomik Bunalımına çözüm arayışları çerçevesinde 1936′ da J. M. Keynes’ in «İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi» adlı eserini yayınlanmasından sonra ortaya çıkmış ve özellikle 1950-1970 yılları arasında altın yıllarını yaşamıştır. Keynezyen iktisat 1970′ li yıllarda farklı şekillerde ortaya koyulmaya başlanmış, diğer bir ifadeyle Keynezyen iktisatçılar bölünmüşlerdir. Başlıca Keynezyen İktisat akımları üç grupta toplanabilir:

 1) Neo-Klasik Keynezyen İktisat: Keynesin genel teorisindeki görüşlerini Klasik İktisadın temel ilkeleri ile bağdaştırarak adeta iki teorinin sentezini yapan ve Walras genel denge modeli çerçevesinde Keynesin genel teorisindeki açıklamaları yorumlayan, iktisat literatüründe Gelir Harcama Modeli veya IS-LM analizi olarak da adlandırılan yaklaşımdır. www.kpssrehberi.org

 2) Fundamentalist Keynezyen İktisat: Neo-Klasik Keynezyen iktisadı eleştirerek gerçek Keynezyen iktisadın Keynes’ in Genel Teorisi’nde yeralan görüşleri olduğunu savunan ve belirsizliğin Keynesin iktisadının temeli olduğunu belirten akım.

 3) Anti-Walrasyan Keynezyen İktisat: Keynezyen teorinin Klasik teori ile birleştirilmeyeceğini öne sürerek mal ve emek piyasalarında denge halini inceleyen, Neo-Klasik sentezin Keynezyen teori içerisinde yer almasını şiddetle eleştiren ve Keynes’ in teorisinin bir dengesizlik modeli olduğunu belirten akımdır.

  2. Temel İlkeleri ve Varsayımları: Keynezyen Teori’ye göre genel fiyat seviyesini, gelir seviyesini ve üretim fonksiyonu aracılığıyla istihdam seviyesini belirleyen toplam taleptir. Makro ekonomik denge, toplam arz ile toplam talebin veya toplam yatırımlar ile toplam tasarrufların eşitlendiği noktada gerçekleşir. Ekonomi kendiliğinden ve daima tam istihdam düzeyinde dengede değildir. Ekonomi için aşırı istihdam, eksik istihdam ve tam istihdam dengelerinden biri söz konusu olabilir. Para talebinin diğer deyimle likidite tercihinin üç motifi vardır. Bunlar işlem, ihtiyat ve spekülasyon motifleridir. İşlem ve ihtiyat saiki ile tutulan para milli gelir düzeyine, spekülasyon saiki ile tutulan para faiz oranına bağlıdır. Spekülasyon saiki ile tutulan para ile faiz oranı arasında ters yönde bir ilişki vardır. Faiz oranı yüksekken yakın zamanda düşeceği düşünülerek para talebi azalmakta, faiz oranı düşükken kısa zamanda yükseleceği düşünülerek para talebi artmaktadır. Keynezyen teoride likidite tuzağı, herkesin faiz oranının düşebileceği en düşük seviyeye düştüğüne inanması halidir. Bu durum, para talebinin faiz oranına karşı sonsuz esnek olduğu haldir. Böyle bir durumda para arzında meydana gelebilecek her artış spekülasyon saiki ile elde tutulacak ve faiz oranı hiç etkilenmeyecektir. Diğer bir ifade ile böyle bir durumda para politikaları etkisiz olacaktır.Faiz, tasarruf sahiplerinin likiditeden uzaklaşmalarının bedelidir. Tasarruf ve tüketim fonksiyonlarını faiz oranı belirlemez. Ekonomide toplam talebin bir kısmını teşkil eden tüketimi belirleyen unsur, gelirdir. Tüketim milli gelir arttıkça artar, ancak tüketimdeki artış, milli gelirdeki artıştan az olur. Yatırımı belirleyen unsur ise, faiz haddidir. Faiz haddini belirleyen unsur ise para arzı ve talebidir. İşgücü talebi Klasiklerde olduğu gibi reel ücretlerin azalan bir fonksiyonudur. İşgücü arzı ise Klasiklerin varsaydıkları gibi reel ücretin değil nominal ücretin bir fonksiyonudur. «Her arz kendi talebini yaratır» şeklinde ifade edilen Say Yasası gerçek iktisadi yaşama uygun değildir. Bu durum, tam istihdam düzeyinde cari fiyat düzeyi üzerinden toplam arzın toplam talebe eşitliği halinde meydana gelir. İstihdam hacmi, herşeyden önce milli gelire bağlıdır. Efektif talebi oluşturan ikinci unsur, yatırım harcamalarıdır. Yatırım fonksiyonu milli gelir değişmelerinden bağımsız ve milli gelirin artan bir fonksiyonu olarak ele alınmıştır. Bağımsız yatırım fonksiyonunda girişimcilerin yatırım kararlarını milli gelir düzeyinin belirlemediği varsayılır. Keynezyen makro teoride yatırım harcamalarının ele alınışı sermayenin marjinal etkinliği kavramına dayalıdır. Sermayenin marjinal etkinliği: sermaye malından umulan getirileri sermaye malının arz fiyatına eşitleyen iskonto oranıdır.

 3. Politikaları: Ekonomi, toplam talep etkilenerek düzenlenebilir. Ekonomide toplam talep, toplam arzdan fazla ise, veya yatırımlar tasarruflardan fazla ise bir «enflasyonist açık» söz konusudur. Ekonomi kendiliğinden dengeye gelmez. Bu durumda devlet efektif talebi yönlendirerek ekonomiyi düzeltebilir. Devlet, kamu harcamalarını azaltarak ve/veya vergi oranlarını arttırarak müdahalede bulunur (Sınırlayıcı Maliye Politikası). Ekonomide toplam talep, toplam arzdan azsa veya toplam yatırımlar, tasarruflardan azsa bu durumda «deflasyonist açık» söz konusudur. Deflasyonist açığın giderilmesi için, Devletin yine talebi yönlendirme yoluyla ekonomiye müdahalesi gereklidir. Bu durumda kamu harcamaları arttırılarak ve/veya, vergiler indirilerek müdahale yapılacaktır(Telafi Edici Maliye Politikası). Devletin harcamaları bazı alanlarda özel sektör kadar-hatta özel sektörden daha fazla- verimli olabilir. Kamu gelirleri ve harcamaları tarafsız olamaz. Ekonomide tam istihdam düzeyinin altında denge söz konusu iken özel harcamalarla kamu harcamaları birbiriyle rekabet halinde değildir. Borçlanma olağanüstü bir gelir değildir.

 4. Yöneltilen Eleştiriler : 1970 ve sonrası işsizlik ve enflasyonun bir arada ve sürekli olması, Keynezyen iktisada yönelik eleştirilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Eleştiriler asıl olarak Neo-Klasik Keynezyen iktisat yaklaşımına yöneliktir. Eleştirilerin bir kısmı diğer Keynezyen iktisatçılar tarafından yapılırken bir kısmı da Keynezyen teoriye karşı olanlar tarafından yapılmıştır. Neo-Klasik Keynezyen iktisada yönelik Keynezyen iktisatçıların eleştirileri, özellikle Keynezyen iktisadın yanlış ortaya konulduğu yönünde ortaya çıkmıştır. Bu iktisatçılar 1970-1980 döneminde ortaya çıkan bunalıma Neo-Klasik Keynezyen iktisadın neden olduğunu belirtmişlerdir. Söz konusu iktisatçıların bir kısmı Neo-Klasik senteze karşı çıkıp IS-LM analizinin Keynesin iktisadını temsil etmediği belirtilirken, bir kısmı da Genel Teori üzerinde durarak beklentiler ve ücret maliyeti konularına önem verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.Yine Keynezyen iktisatçılar, Keynes’in Teorisi’nin Walrasian Genel Denge Modeli çerçevesinde ortaya konulmasının yanlış olduğunu, Keynesin modelinin bir dengesizlik modeli olduğunu ifade etmişlerdir.

Keynezyen iktisada karşı olanların başlıca eleştirdikleri noktalar şunlardır:

1. Stagflasyon: 1970 sonrası ekonomide kronik olarak hem enflasyon ve hem işsizlik gerçekleşmiştir. Keynezyen iktisadın bu sorunları açıklayamaması ve politik çözümler getirememesi eleştirilerin kaynağını oluşturur. 

2. Keynezyen iktisadın üretim konusunu ele almadığı eleştirisi: 1970 ve 1980′ li yıllarda ve özellikle gelişmiş sanayi ülkelerinde görülen üretim artış hızının devamlı azalması, Keynezyen iktisadın bu sorunu açıklama ve çözmede başarısız olması, Keynezyen makro teorinin üretim konusunu ele almadığı şeklinde eleştirilere neden olmuştur. Keynes’e göre istihdam ve talep yeteri kadar yüksek olduğu sürece üretim için kaygı duymaya gerek yoktur. Keynezyen iktisadın bu yaklaşımı söz konusu sorunu açıklama ve çözmede başarısız olmuştur. 3. Keynezyen iktisat sermaye birikimini ele almamıştır: 1960 ve 1970′ li yıllarda ABD ve İngiltere’ de şiddetlenen ve stagflasyon diye adlandırılan krizin nedeni olarak sermaye birikiminin gittikçe azalması gösterilmiş ve uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığı Keynezyen iktisadın sermaye birikimi ile ilgilenmemesine bağlamıştır. Keynezyen Teori tasarruf ile yatırımın daima birbirine eşit olacağını varsayan Say Yasasını reddetmiş ve onun yerine gelişmiş ülkelerde uzun dönemde aşırı tasarruf durumunun ortaya çıkacağını öne sürmüştür. Bu nedenle Keynezyen iktisatta tasarruf yetersizliği sözkonusu değildir.

  4. Objektif iktisatı varsayımına yönelik eleştiriler: Keynezyen iktisat özellikle iktisat politikacısının objektif ve bağımsız bir kişiliği olacağını ve siyasi baskılardan etkilenmeyeceğini farzetmiştir. Oysa ki bütün ekonomik kriz dönemlerinde görüldüğü gibi «iktidardaki iktisatçı ya bir politikacı ve fırsatçı haline gelmekte veya iktidarını ve etkisini yitirmektedir. »

 5. Philips eğrisi çerçevesindeki eleştiri: A. W. Philips, sadece istatistiki verilere dayanarak parasal ücretlerin değişme oranı (enflasyon) ile işsizlik oranı arasında ters yönlü bir ilişki bulmuştur. Bu eğrisel ilişki iktisat politikacısını yüksek oranda işsizlik ve az enflasyon ile düşük oranda işsizlik ve yüksek enflasyon gibi iki zorunlu tercih karşısında bırakmıştır. Keynezyen iktisatçılar Philips eğrilerini büyük bir sevinçle karşılamış ve benimsemişleridir. Özellikle hem işsizliğin hem de enflasyonun birlikte arttığı 1970 sonrası yıllarda Keynezyen Teori’nin gerçeklere uymadığı ve bu teorinin politika reçetelerine güvenilemeyeceği yolundaki iddialar özellikle Philips eğrilerine verilen önemden kaynaklanmıştır. 6. Taksflasyon: Keynezyen iktisadın öngördüğü politikalara göre yüksek enflasyon dönemlerinde vergi oranlarının yükseltilmesi enflasyonu önleyici olacak ve enflasyon düşecektir. Ancak 1970′ li yıllarda hem yüksek enflasyonun hem de yüksek vergi oranlarının bir anda olması Keynezyen iktisatın eleştirilmesi yolaçmıştır. 7. Kamu sektörünün aşırı büyümesi: Kamu sektörünün aşırı büyümesinin teorik temellerini Keynezyen iktisatta bulduğu ileri sürülerek Keynes eleştirilmiştir. 5-Neo-Klasik Keynezyen İktisadın Temsilcileri: Klasik ve Keynezyen görüşlerin temel ilkelerinin bağdaştırılabileceğini savunan bu akımın öncüleri Hicks, Hansen, Samuelson, Tobin, Klein ve Solow’ dur

 . J. R. HICKS: Neo-Klasik Keynezyen iktisadın önde gelen isimlerinden olan J.R.Hicks; – Sayısal (kardinal) fayda yerine sırasal (ordinal) faydanın kullanılması gerektiğini, çünkü faydanın ölçülmesinin mümkün olmadığını savunur. – Walras ve Pareto’ nun genel denge sistemini yine tam rekabet varsayımı altında kurmuştur. – Kayıtsızlık eğrileri tahlilini geliştirmiş, marjinal fayda teorisini kayıtsızlık eğrileri ile ifade ederek genel dengenin dinamik tahlilini yapmayı denemiştir. – «Marjinal fayda» kavramını «marjinal ikame oranı» ile; «azalan marjinal fayda» kavramını «azalan marjinal ikame oranı» ile değiştirmiştir. – «Tüketicinin fayda alanı» yerine «kayıtsızlık paftası», «belirli zevkler varsayımı» yerine «belirli tercih sıralaması» ifadelerini kullanmıştır. – Hicks’ in Walras ve Pareto’ dan fazla olarak söylediği; tam rekabet şartlarında gelir tesirinin ve tamamlayıcı ilişkilerin sistemin istikrarını bozabileceğidir. Buna karşılık sistemde istikrarı sağlayabilecek öğeler de vardır. Dolayısıyla statik tam rekabet şartlarında sistem istikrarlıdır. – Geleceğin belirsizliğinin istikrarsızlığa yol açtığını kabul eden Hicks Kapitalizm’de planların ve bekleyişlerin kısmen gerçekleşebileceği «vadeli mübadele piyasaları»nın bulunduğunu savunur. Ancak bu piyasaların uygun işlemesini engelleyen belirsizlik türleri mevcut olup bunlar hem Kapitalizm, hem Sosyalizm için geçerlidir. – Hansen ile birlikte oluşturduğu faiz teorisi modeli ile Keynesin faiz teorisini eleştirmiştir.

 Alvin HANSEN : Neo-Klasik Keynezyen iktisada önemli katkılarda bulunan A.Hansen; – Gelir dağılımı, para ve faiz teorisi gibi alanlarda Hicks’ in tahlil araçlarını kullanarak geliştirmiştir. – Hicks ile birlikte oluşturduğu modelle Keynes’ in Faiz teorisini eleştirmiştir. Keynes’ in faiz teorisinin belirsiz olduğunu ileri süren bu eleştiriye göre her gelir düzeyi için farklı bir likidite tercih eğrisi vardır. Her ne kadar spekülasyon güdüsüyle talep edilen parayı gösteren likidite eğrisi gelirin fonksiyonu (gelire bağlı) değilse de işlem ve ihtiyat güdüsüyle talep edilen parayı bilmek için gelir düzeyini bilmek gerekir. Keynes’ in faiz teorisinde bu nokta dikkate alınmadığından Keynezyen Faiz teorisi de Klasik faiz teorisi gibi belirsizdir.

 Paul SAMUELSON :Neo-Klasik iktisadın önemli temsilcilerinden olan P.Samuelson; – Yatırım teorisi konusunda Keynes’ in oluşturduğu çarpan mekanizmasını eleştirmiştir. Fakat Samuelson’ a göre Keynes’in statik çarpan tahlili, gelirdeki artışla, bunun yol açtığı tüketim harcamaları artışı arasındaki zaman gecikmesini gözönünde tutmamakta, yatırım artışının çarpan büyüklüğü katında gelir oluşturacağını kabul etmektedir. Oysa çarpan kaçınılmaz olarak dinamik olup miktarlarının zamanla ifadelendirilmesi gerekir. Çarpanın dinamik tahlili iki unsura bağlıdır: 1) Gelir düzeyine bağlı olan harcama (tüketim harcaması) 2) Gelire ilave olarak yapılan kamu harcamaları veya özel yatırım harcamaları. www.kpssrehberi.org  

 6-Post-Keynezyen (Fundamentalist Keynezyen) İktisadın Temsilcileri Neo-Klasik Keynezyen görüşe karşı çıkarak gerçek Keynezyen iktisadın, Keynes’ in Genel Teorisi’ nde yer alan görüşler olduğunu savunan akımın temsilcileri; Harrod, Robinson, Weintraub, Kaldor ve Shackle’ dır.

 Roy HARROD icon razz Ünlü Keynesciler ost-Keynezyen iktisadın temelini oluşturan görüşlere sahip olan R.Harrod’un ekonomiye getirdiği en büyük yenilik, iktisadi büyüme teorisi için oluşturduğu modeldir. Statik Keynezyen Teori’ nin dinamikleştirilmesi ve uzun dönem istikrarlı büyüme şartlarının açıklanması açısından önemli olan Harrod modeli, Domar’ ın da aynı özellikleri incelemesinden dolayı Harrod-Domar Modeli olarak bilinir. Model, yatırımın hem üretim kapasitesini hem de geliri arttırıcı bir unsur olduğunu göz önünde tutarak özellikle Keynes’ in ihmal ettiği üretim arttırıcı etkisi üzerinde durur. Harrod, kapitalist ülkelerde iktisadi büyümeyi, hızlandıran ve çarpan etkilerine dayanan dinamik bir teori içinde inceler. Bu, iktisadi dalgalanmaları büyüme içinde inceleyen, boom ve depresyon dönemlerini mümkün gören, kapitalizmin değişme sürecini girişimci davranışlarına bağlayan bir büyüme modelidir. Teori, temelde üç sorunla ilgili olup her bir sorun üç ayrı Harrod denklemiyle çözülebilir: Sorun1- Sermaye / hasıla oranı ve tasarruf / gelir oranı sabitken gerçekleştirilebilecek sürekli büyüme oranı. Çözüm 1 – Fiili büyüme oranının bulunmasıyla çözülür. Sorun 2 – Bu sürekli büyüme sürecindeki istikrarsızlık. Çözüm 2 – Gerçek (uygun) büyüme oranının bulunmasıyla çözülür. Sorun 3 – Uzun dönemde ekonominin sürdürebileceği maksimum büyüme oranı Çözüm3 – Tabii büyüme oranının bilinmesini gerektirir. Harrod, konjonktürel dengesizlikler üzerinde de durmuş, örneğin sürekli durgunluğun giderilmesi için cari işlemler dengesinin fazlalık vermesinin bir çözüm olacağını ileri sürmüştür.

  Joan ROBINSON icon razz Ünlü Keynesciler ost-keynezyen iktisdın önemli temsilcilerinden olan J.Robinson’un bazı temel görüşleri şöyledir: – Tam rekabet her zaman geçerli olmayabilir. Eksik rekabet de söz konusudur. Robinson, eksik rekabet şartlarının tahlilinde Cournot’ un marjinal hasılat / marjinal maliyete dayanan tahlilini kabul etmiştir. Chamberlin ile kıyaslandığında ise Robinson’ un Chamberlin’ in aksine satış masraflarını incelemediği ve tahlillerini ortalama eğriler yerine marjinal eğrilerle yaptığı görülür. www.kpssrehberi.org – Yatırım çarpanını dış ticareti kapsayacak şekilde genişletmiştir. – Harrod modelinin önerdiği istikrarlı büyüme (gerekli büyüme = tabii büyüme) modellerinin yanısıra istikrarsız büyüme modellerini de incelemiştir. Robinson’ a göre istikrarlı büyümenin altı şartı vardır: Teknoloji, yatırım politikası, tasarruf şartları, rekabet şartları, mali şartlar, ücret pazarlıkları.

 Nicholas KALDOR : Harrod büyüme modelinin önerdiği istikrarlı büyümenin temel şartının sağlanabilmesi için bazı makro değişkenlerin teoriye uyumunun gerekli olduğunu savunan Kaldor’ a göre örneğin uyumun sağlanmasında tasarruflar önemlidir. Çünkü bir toplumda tasarruf-yatırım eşitliğinin sağlanması girişimci sınıfın milli gelirden aldığı paya bağlıdır. Uyumun sağlanmasında teknoloji de önemlidir. Teknolojik değişme sermaye birikimine bağlıdır. Bilgi, yatırıma bağlı olarak büyümekte hatta yatırımın nisbi büyüme oranının fonksiyonu sayılmaktadır.

19 Mayıs 2010
Okunma
bosluk

Mikroiktisat genel bilinmeyen terimler

kpssdersnotlari Mikroiktisat genel bilinmeyen terimler 1) A tipi fon / B tipi fon:
Yatırım fonları, A ve B Tipi olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar.
A TİPİ FONLAR : A tipi yatırım fonlarında, aylık ağırlıklı devamlı olarak ortalama bazda %25 oranında hisse senedi bulunmaktadır.
B TİPİ FONLAR : B tipi yatırım fonları ağırlıklı olarak ters repo ve hazine bonosu ve devlet tahvili içermektedir.

2) Açık pozisyon:
Döviz cinsinden borçlar ve döviz cinsinden alacaklar arasındakı olumsuz fark. Doviz cinsinden olan alacaklarımızın döviz cinsinden olan borçlarımızı karşılamama durumu ve döviz kurlarındaki değişikliklerinden ortaya çıkabilecek bir zarara karşı korumasız olmak.

3) Akreditif:
Uluslar arası ticarette kullanılan ödeme şekillerinden biridir.

4) Amortisman:
Arazi dışında sabit varlıkların değerinde aşınma ve yıpranma nedeniyle zaman içinde ortaya çıkan değer kaybı.

5) Arbitraj:
Fiyat veya kur farklılıklarından kar etmek amacıyla mal, menkul kıymet veya yabancı paraların ucuz oldukları yerde satın alınıp daha pahalı yerde satılması işlemidir.

6) Aktüeryal:
Aktüer ile ilgili sigorta matematiği.

7) Amme:
Kamu / Toplum veya devlete ait kamuya ait olan.

icon cool Mikroiktisat genel bilinmeyen terimler Bankacılık üst kurulu(BDDK):
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu.

9) Bankalar arası para piyasası borsası:
Bankaların kısa vadeli olarak birbirlerinden ödünç para alıp verdikleri para piyasası.

10) Bankalar birliği:
Türkiye deki bankaların kurduğu meslek birliği.

11) BDDK:
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu.

12) Barem:
Memuriyete ait kıdem, rütbe veya derece.

13) Bear market / Bull market:
Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder. Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.

14) Bilateral Trade / Multiteral Trade:
Bilateral Trade: İki taraflı ticaret. Ülkelerin ikili anlaşmalara dayanarak yürüttükleri uluslar arası ticaret.
Multiteral Trade: Çok taraflı ticaret. Birden çok ülke ve birden çok para birimiyle yapılan ticaret.

15) Bileşik endeks:
Menkul kıymetler borsasında işlem gören hisse senetlerinin ortalama değeridir.

16) Bir gecelik faiz:
Bankalararası borçlanma piyasasında (interbank market) bir gecelik faiz oranı.

17) Boğalar Ayılar:
Ayı Piyasası (Bear Market): Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder.
Boğa Piyasası (Bull Market): Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.

18) Bono:
Tahvil. Türk Ticaret Kanunu’nun 420. maddesine göre anonim şirketlerin borç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine tahvil denir.

19) Borsa – SPK – İMKB – Bileşik Endeks:
Borsa – Sermaye Piyasası Kurulu – İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) işlem gören hisse senetlerinin ortalama değerini gösteren endeks.

20) Broker:
Simsar. Alıcı ve satıcı arasındaki bağlantıyı kuran aracılar. Bir komisyon karşılığında müşterisi hesabına kıymetli evrak alımı satımı yapan kimseler.

21) Butik banka:
Belirli bankacılık hizmetlerini dar bir müşteri kesimine sağlayan banka türü.

22) Cari açık:
Cari işlemler arasındaki fark

23) Cari fiyat:
Mal ve hizmetlerin KDV dahil satış esnasındaki peşin fiyatı.

24) Çekirdek enflasyon:
Tüketici ve Toptan Eşya Fiyat Endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır.

25) CEO: Chief Executive Officer
Bir holding veya şirketin en üst yetkilisi.

26) Çapraz kur:
İki para birimi arasında üçüncü bir para birimi aracılığıyla saptanan değerler.

27) Dalgalı döviz kuru:
Bir para biriminin diğer bir para birimiyle değiştirilebileceği fiyat.

28) Deflasyon:
Fiyatlarda ortaya çıkan düşüş veya para arzında ortaya çıkan azalma.

29) Devalüasyon:
Bir ülke parasının başka paralar karşısındaki değerinin resmen düşürülmesidir.

30) Devlet borcu (İç ve Dış):
Devletin yaptığı iç ve dış borçlanmadan dolayı oluşan borç.

31) Dış / İç dinamikler:

32) Disponibilite:
Ödeme yükümlülüklerini zamanında yerine getirebilme kabiliyeti.

33) Dolaylı vergi / Dolaysız vergi:
Yükümlüsünden dolaylı olarak yani bir aracı vasıtasıyla alınan vergiler örneğin benzine ödediğimiz vergiler benzin aldığımız için farkında olmadan ödediğimiz vergidir

Dolaysız vergi = yükümlüsünden doğrudan doğruya alınan vergidir (emlak vergisi).

34) Döviz Arbitrajı:
Dövizler arasındaki kur farklarından kar etmek icin yapılan döviz alım satım işlemleri
35) Döviz kuru çıpası:
Bir ülke parasının bir başka ülke parasına çevrilmesinde uygulanan oran yada ödenen fiyat.

36) Döviz rezervleri:
Merkez bankalarının elinde bulunan toplam döviz tutarı.

37) Dow Jones endeksi:
New York Menkul kıymetler borsasında işlem gören hisse senetlerindeki fiyat değişikliklerini gösteren endeks.

38) Düopson:
Düo = iki, sony= satıcı = sadece iki satıcının olduğu bir pazar

38) Efektif:
Kaydi forma dönüşmemiş, ekonomik birimlerin fiilen banknot ve bozuk para olarak ellerinde tuttukları parayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

40) Emisyon:
Merkez bankası tarafından para basılması ve piyasada dönen para

41) Entegrasyon:
Birleştirme

42) Eşel-Mobil:
Ücretli ve maaşlıları, hayat pahalılığı karşısında korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru orantılı olarak artmasının sağlanmasıdır.

43) Ex-post:

44) Euro bonoları, Euro / Dolar paritesi:
Çıkaran ülkenin veya kuruluşun, kendi ulusal para birimi dışında Euro para birimi üzerinden ihraç ettiği menkul kıymetlerdir.

45) Factoring:
Alacak hakkının yani alacak senetlerinin ve buna benzer hakların bir başka kuruluşa devredilmesi sonucunda likit fon sağlanmasına imkan veren işlem.

46) Faiz dışı bütçe dengesi:
Bu veriler Hazine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, döviz pozisyonu tutan bankalar ve yurtdışından kredi alan diğer kuruluşlara ait borçların faiz ödemelerini kapsar.

47) Finans sektörü:
Bankalar,sigorta şirketleri, leasing ve factoring şirketlerinin oluşturduğu sektöre verilen isim.

48) Fizibilite:
Bir işin yapılmasının uygun, karlı ve olası olup olmayacağına ilişkin yapılan inceleme.

49) Global Ekonomi:
Küresel ekonomi. Dünyanın tümünü ilgilendiren ekonomi

50) Halka arz:
Menkul kıymetlerin satın alınması için yazılı, sözlü veya görüntülü şekilde her türlü yoldan halka çağrıda bulunulması.

51) Hanut:
Turizm rehberlerinin turistleri alışverişe yönelttikleri mağazadan aldıkları komisyon.

52) Hazine bonosu – Devlet tahvili:
Devlet tarafından çıkarılan kısa veya uzun vadeli borçlanma senedi.

53) Hiper enflasyon:
Fiyatların gittikçe hızlanan oranlarda ve kontrol edilemeyecek biçimde yükselmesini ifade eder.

54) Hukuk Devleti:
Hukuk kuralları üzerine kurulu devlet biçimi.

55) İfta:
Bir borcun ödenmesi .

56) IMF:
Uluslar Arası Para Fonu. Uluslararası ticaretin gelişmesi, tam istihdam, gelişim hızının artırılması, sabit kur sisteminin gerçekleşmesi, kurlarda kararlılığın sağlanması, tek yönlü devalüasyonu önlemek ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek, kredi sağlamak gibi çok amaçlı kurulmuş bir örgüttür.

57) IMKB – 100:
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ilk (en büyük)100 firma.

58) IMKB – 30:
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ilk 30 firma.

59) Interbank Faizleri:
Bankalarası piyasada borçlanma faizi

60) Insidertrading:
Şirket personelinin şirket hakkında gizli bilgileri kişisel çıkar sağlamak amacıyla kullanması.

61) İpotek:
Bir borcun ödenmesini yada bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak amacıyla yapılan gayrimenkul rehni.

62) İşsizlik sigortası fonu:
Devletin, işsiz kalanları bir süre için desteklemek üzere kurduğu fon. Bu fondan işsiz kalanlar iş buluncaya kadar belirli kurallar ve süre içerisinde yararlanırlar.

62) Jenerik ilaç:
İlacın markasıyla tanınan ilaç, Örnek: Aspirin aslında bir marka olmasına rağmen zamanla ilacın adı haline gelmiştir.

64) Kambiyo Kuru:
Döviz kuru, bir memleket parasının yabancı memleket paraları ile değiştirilme oranı.

65) Kanun devleti:
Kanunların geçerli olduğu keyfi yönetimin mümkün olmadığı devlet yönetimi.

66) Kara Para:
Kaynağı belli olmayan yasa dışı yollarla elde edildiği kayıt dışı para.

67) Katma değer vergisi:
Bir malın satış fiyatına eklene vergi

68) Kayıt dışı:
Devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetler olarak tanımlanabilir. Enformel ekonomi, illegal ekonomi, gayri resmi ekonomi, gizli ekonomi diye de adlandırılır.

69) Kayyum:
İflas etme sonucunda tasfiye edilmesine karar verilen bir işletmenin tasfiyesi süreci içinde yönetiminden sorumlu ticaret mahkemesince atanmış yetkili.

70) Kırmızı bülten:
Suçluların uluslar arası polis teşkilatınca (İnterpol) arandığı bülten.

71) KİT:
Kamu İktisadi Teşebbüs.

72) KOBİ:
Küçük ve Orta boydaki İşletmeler.

73) Konjonktür:
Ekonomik hareketleri ifade eden genel bir terim

74) Konkordato:

75) Konsolidasyon
Bir borcun borçlusu tarafından ödenmeyip zorunlu veya gönüllü olarak vade, faiz, tür ve benzeri yönlerden yeniden yapılandırılmasını ifade eder.

76) Konsolide bütçe:
Cari harcamalar ve yatırım bütçesinin birleştirildiği bütçe.

77) Kontenjan:
Kota, BELİRLİ BİR SAYI ile belirlenmiş kullanım hakkı.kapasite.

78) Konvertibilite
Bir ülke parasının diğer ülke paraları ile serbestçe değiştirilebilmesi.

79) Kota:
Kontenjan, açıklık kapasite.
kaynak:  www.kpsscafe.com

19 Mayıs 2010
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
kpss tercihleri Son Yazılar FriendFeed
seo kitabı